Karalama Defteri

     Bazen olur ki insan hayal gözlüklerini takarak yürür hayat yolunda. Kuru dallar yeşerir, kırık kaldırım taşları güzelleşir, harabe yapılar adeta birer sanat eserine dönüşür gözünde. Çaresizliğine ve güçsüzlüğüne inandığından  yapar bunu belki de, ya da gerçekleri görmek acı verince hayallerle avunmayı seçer  insan…

     Sonunda mı? Çıkmaz sokak levhasını okuyamaz olur gözleri. Okusa da “hayır, bu yol çıkmaz sokak değil” der kendi kendine. Öyle olmasını o kadar çok ister ki bütün işaretlere, sinyallere, levhalara rağmen o yolda yürümeye devam eder… Akıbetini bile bile!

     Defalarca denediğini bir kez daha denemek ister. Belki de her seferinde “bu son deneme ” dediğini yine  unutur, dener, tekrar unutup, tekrar dener  ve yine yanılır.

...

     Her zaman çıkmaz sokak değildir hayatın adı. Ama en az onun kadar boş bir gayret içindedir insan.

     Yol üzerinde bulunan ve önüne defalarca çıkan çukurlardan birine bir defa daha düşer.

     Bu tuzağa nasıl düştüğüne inanamaz, kendine kahreder, hayata kahreder, insanlara kahreder. Kangren olan uzvu kesemediği için hatanın kendinde olduğunu kabullenemez. Ve hatta o uzvun kangren olduğunu bile kabullenemez. Adeta koskoca bir yalan içindir hayat…

     Didinir,  çabalar, sonunda da kendi düştüğü yerden gene kendi çabalarıyla çıkar.

     Çıkar  çıkmasına ama o çukur ordayken, açık bir şekilde göz önündeyken de o yolu o haliyle de benimseyemez, kabullenemez. Gün olur uzun yürüyüşler yapar o çukur etrafında, gün olur uzun uzun düşünür o çukurun başında.

     Başkasının açtığı çukuru dolduracak yeteneği yoktur insanoğlunun…

     Ve…

     Ve sonunda çaresizliğine inanır… Hatayı fark edip, yanlış yoldan çıkmayı denemek yerine, dolduramadığı çukurun üzerini çalı çırpıyla da olsa örtmeye razı gelir.

     Aslında kendi de bilir, bu çalı çırpıların insanın kendine kurduğu en büyük tuzaklardan biri olduğunu. Ama hani güya çaresizdir ya, hayatı acısıyla tatlısıyla kabullenmek zorundadır ya güya… Bu avuntuya tutunur, devam eder  yoluna.

     Bir gün gelir inanırda insan kendi yalanına. Sonunda  gene o tuzağa düşer. Zaten kendi örtmüşse o çukurun üzerini  kendinden başka kimi suçlamalıdır ki?

...

     Yüzlerce sayfası olan bir karalama defteridir hayat… Herkese pırıl pırıl tertemiz bir sayfa.

     Ve herkes kendi insanlık kalemini alır eline, gönül defterimize yazmaya başlar. Kimi sevgisini yazar, kimi sevgisizliğini; kimi adaletini yazar, kimi adaletsizliğini; kimi vefasını yazar, kimi vefasızlığını; kimi mertliğini yazar, kimi de kalleşliğini.

     Sevgi, vefa, adalet, mertlik ve bunlar gibi pek çok güzel şey bir kenara da, o tertemiz sayfaya yazılan sevgisizlikler, adaletsizlikler, vefasızlıklar, kalleşlikler  var ya, işte onlar  karalar gönül defterimizi bizse elimizdeki affedicilik silgisiyle sileriz.

     Onlar karalar, biz sileriz, onlar karaladıkça biz gene sileriz. Belki o sayfa ilk günkü gibi pırıl pırıl değildir, yıpranmıştır ama  içindeki güzellikler için uğraşırız silmeye, affetmeye.

     Ta ki bir gün o sayfa yırtılana kadar…

     Şimdi dur ve elindeki o kaleme bak! Bir de karşındaki insanın gönül defterine…

     Şunu bir kez daha düşün: "Bir gün istesen de içindeki güzellikleri yazacak bir sayfa bulamayabilirsin! "

    Gönül dediğimiz bir karalama defteri.

Karalama defteri!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !